İçeriğe geç

Kullandığımız internet nereye gidiyor ?

Umarız “Kullandığımız internet nereye gidiyor” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Degersuaritma ekibinden sevgilerle!

Kullandığımız İnternet Nereye Gidiyor?

Geçen gece Kayseri yine ayazdı. Şehrin üstüne çöken o kuru soğuk var ya, insanın sadece ellerini değil içini de üşütüyor. Annem erkenden yatmıştı. Babam televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Ben de mutfakta çayın altını kapatıp odama geçtim. Saat gece 01.17’ydi. Telefonumun ekran ışığı yüzüme vuruyordu. Parmaklarım refleks gibi uygulamalar arasında dolaşıyordu ama aslında hiçbir yere varmıyordum.

Bir anda durdum. Gerçekten durdum.

O an içimden tek bir soru geçti:

Kullandığımız internet nereye gidiyor?

Bu soru öyle teknoloji meraklısı biri gibi değil, daha çok yorgun biri gibi çıktı içimden. Çünkü uzun zamandır fark ettiğim bir şey vardı. Eskiden internet bana dünyanın kapısını açıyormuş gibi hissettirirdi. Şimdi ise sanki görünmez duvarların arasında dönüp dolaşıyordum. Aynı videolar. Aynı tartışmalar. Aynı cümleler. Aynı öfkeler.

Ve en kötüsü… ben de değişiyordum.

Bir Zamanlar İnternet Daha Sessizdi

Çocukluğumda evde internet olduğunda kendimizi zengin gibi hissederdik. Gerçekten. Babam modemin ışıklarına bakıp “sakın bir şeye basıp bozmayın” derdi. O eski bağlantı sesi hâlâ kulağımda. Sanki başka bir dünyaya geçiş yapıyorduk.

İnternet o zamanlar daha insandı. İnsanlar gösteriş yapmak için değil, gerçekten paylaşmak için bir şeyler yazıyordu gibi geliyor bana. Forumlarda bir yabancı sana uzun uzun yardım ederdi. Kimse birbirini parçalamaya çalışmazdı. Bir şarkının sözünü bulunca mutlu olurduk. Blog yazıları vardı. İnsanlar içini dökerdi.

Şimdi düşünüyorum da… belki de internet küçülmedi. Belki insanların kalbi küçüldü.

Bunu yazarken bile içimde tuhaf bir hüzün var. Çünkü ben hâlâ internette samimiyet arıyorum. Hâlâ birinin gerçekten içinden geldiği gibi yazdığı cümlelere denk gelince durup okuyorum. Çünkü artık çoğu şey aceleyle tüketiliyor. Kimse hissetmiyor. Herkes sadece kaydırıyor.

Otobüste Yaşadığım O Küçük An

Geçen hafta Talas tarafına giden otobüse bindim. Hava kapalıydı. Cam kenarına oturup kulaklığımı taktım. Otobüste herkesin kafası telefondaydı. Gerçekten herkesin.

Karşımda küçük bir çocuk vardı. Annesinin telefonundan çizgi film izliyordu. Yanındaki adam kısa videolar arasında deli gibi kaydırıyordu. Bir kız sessizce ağlıyordu ama bir yandan da ekranına bakmaya devam ediyordu.

Ben de telefona baktım. Refleks olmuş artık.

Sonra camdan dışarıyı gördüm.

Erciyes’in tepesi görünüyordu. Kar vardı. Gökyüzü griydi ama dağ hâlâ heybetliydi. Bir an telefonun ekranı anlamsız geldi. Sanki gerçek hayat dışarıda akıyordu da biz küçük ekranların içine sıkışmıştık.

İçimde garip bir sıkışma oldu. Çünkü ben de farklı değildim.

Bazen internette saatler geçiriyorum ama gece yatağa yattığımda elimde hiçbir şey kalmamış gibi hissediyorum. Kafam dolu oluyor ama ruhum boş oluyor. Bu çok ağır bir his.

İnsanlar Birbirini Duymayı Unuttu

Eskiden biriyle konuşurken gerçekten dinlerdik. Şimdi herkes cevap vermek için bekliyor. İnternet bunu daha da hızlandırdı sanki.

Bir konuda üzülüyorsun, insanlar hemen seni yargılıyor.

Bir şeye seviniyorsun, biri gelip küçümsüyor.

Bir şey paylaşıyorsun, insanlar sadece eksik arıyor.

Bazen düşünüyorum… neden bu kadar sert olduk?

Geçenlerde gece üçte eski günlüklerimi okudum. Üniversitenin ilk yıllarında yazmışım. Bir sayfada şöyle diyordu:

“Bir gün internet insanları birbirine daha yakın yapacak sanıyordum.”

O cümleyi okuyunca gözlerim doldu. Çünkü o çocuk bendim. Gerçekten inanıyordum buna.

Şimdi ise insanlar aynı evde oturup birbirine mesaj atıyor ama göz göze gelmiyor.

Bir Kafede Tek Başına Oturan Adam

Kayseri Park’ın yakınlarında küçük bir kafeye gidiyorum bazen. Sessiz oluyor. Geçen ay orada yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Tek başına oturuyordu. Önünde çay vardı. Telefonu masadaydı ama hiç bakmıyordu.

Sadece etrafı izliyordu.

Yan masadaki dört kişi birbirleriyle konuşmuyordu bile. Herkes kendi ekranındaydı. Adam uzun süre onları izledi. Sonra hafifçe başını eğdi.

Bilmiyorum neden ama o görüntü beni çok etkiledi.

Sanki adam bir şeyin yasını tutuyordu.

Belki eski sohbetlerin.

Belki insanların birbirine dokunmasının.

Belki sessizliğin bile değerli olduğu zamanların.

İnternet bize hız verdi ama huzuru aldı gibi hissediyorum bazen.

Ve bunu söylerken teknoloji düşmanı biri gibi hissetmiyorum. Çünkü internet sayesinde gecenin bir yarısı hiç tanımadığım insanların yazdığı şeyleri okuyup yalnız olmadığımı hissettim ben. En kötü zamanlarımda bir şarkı, bir yazı, bir yorum beni hayata bağladı.

Demek istediğim şu:

Sorun internet değil galiba.

Sorun, insanın kendini kaybetmesi.

Kullandığımız İnternet Nereye Gidiyor?

Bence internet artık insanların dikkatini yemeye çalışan dev bir boşluğa dönüşüyor. Herkes daha fazla görünmek istiyor. Daha fazla konuşmak. Daha fazla bağırmak. Ama kimse gerçekten hissetmek istemiyor.

Bazen bir fotoğraf paylaşmadan önce bile düşünüyorum. Gerçekten paylaşmak mı istiyorum yoksa sadece görülmek mi?

Bu soru beni korkutuyor.

Çünkü insan zamanla kendi doğal hâlini unutabiliyor.

Bir kahve içiyorsun, paylaş.

Yürüyüş yapıyorsun, paylaş.

Üzülüyorsun, paylaş.

Mutlu oluyorsun, paylaş.

Ama bazı duygular sadece yaşanmalı sanki. Her şeyi dünyaya göstermek zorunda değiliz.

Ben bunu geç fark ettim.

Geçen sonbahar çok kötü bir dönemden geçiyordum. Kimseye anlatmıyordum ama içim paramparçaydı. Bir gece telefonu kapatıp dışarı çıktım. Kayseri’nin sokakları sessizdi. Hava buz gibiydi. Bir bankta oturdum.

İlk kez hiçbir şey paylaşmadan sadece ağladım.

Ve garip şekilde o gece daha gerçek hissettim kendimi.

Yine de Umudum Var

Her şeye rağmen umudumu tamamen kaybetmedim.

Çünkü hâlâ güzel insanlar var.

Bir yazının altına içten bir yorum bırakan insanlar var.

Hiç tanımadığı birine destek olanlar var.

Gerçekten bir şeyler anlatmak isteyenler var.

Bazen geceleri küçük bloglar okuyorum. Reklam kokmayan, samimi yazılar. Bir insanın gerçekten kalbini koyarak yazdığı belli oluyor. İşte o zaman içimde küçücük de olsa umut doğuyor.

Belki internet tamamen kaybolmadı diyorum.

Belki hâlâ kurtarılabilecek bir yerlerde yaşıyor.

Belki hâlâ insanların birbirine gerçekten dokunduğu cümleler vardır.

Geceye Karışan Düşünceler

Şu an bunları yazarken odam sessiz. Dışarıdan hafif rüzgâr sesi geliyor. Telefonum masada duruyor ama uzun süredir elime almadım.

İçimde garip bir huzur var.

Çünkü uzun zamandır ilk kez gerçekten düşündüm.

Kullandığımız internet nereye gidiyor?

Belki cevap çok basit:

İnsan nereye gidiyorsa internet de oraya gidiyor.

Eğer biz aceleci olursak, internet aceleci oluyor.

Eğer biz kırıcı olursak, internet kırıcı oluyor.

Eğer biz samimiyeti unutursak, internet de ruhsuzlaşıyor.

Ama tam tersi de mümkün bence.

Belki bir gün insanlar yeniden gerçekten yazmaya başlar.

Gerçekten dinlemeye.

Gerçekten hissetmeye.

O zaman internet yeniden güzel bir yere dönüşebilir.

Bilmiyorum.

Ben hâlâ umut etmek istiyorum.

Çünkü insan tamamen umudunu kaybedince içindeki ışık da sönüyor.

Ve ben, Kayseri’nin soğuk gecelerinde günlük yazan biri olarak, içimdeki o ışığı kaybetmek istemiyorum.

Belki siz de istemiyorsunuzdur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://forumaster.net https://gule.com.tr https://edev.com.tr Sitemap
ilbet giriş