İçeriğe geç

Yaşamak filminin konusu nedir ?

Yaşamak Filminin Konusu Nedir?

Günümüzde hepimizin hayatı, bir şekilde ‘yaşamak’ üzerine kurulu. Bir sabah uyanıp ‘Bugün nasıl yaşamalıyım?’ diye sorarken, bir yanda da ‘Ya bir dakika, ben gerçekten yaşıyor muyum?’ gibi varoluşsal bir soru kafamızı kurcalayabiliyor. Neyse ki, Yaşamak filmini izleyince bu tür soruların kaybolmadığını fark ediyorsunuz ama en azından biraz rahatlıyorsunuz. Peki, bu film neden bu kadar insanı etkiliyor? İzmir’deki bir kafede, 25 yaşında, sürekli espri yapan ama bir o kadar da her şeyi kafasında kuran biri olarak anlatayım.

Yaşamak Filminin Konusu Nedir? Bir İzmirli’nin Gözünden

Film, ‘yaşamak’ temasını, tabiri caizse, çıplak bir şekilde gözler önüne seriyor. Ama öyle bir çıplaklık bu; caddelerdeki kargalar bile bu kadar şeffaf olamaz. Filmin ana karakteri, ne yapacağını bilmeyen, ama bir şekilde her şeyi derinlemesine düşünen bir adam. Yani özetle, benden bahsediyorum gibi. (Evet, ben de bazen sokakta yürürken, “Bugün ne yapmalıyım? Yani ben neden varım?” diye düşünüyorum, kabul ediyorum.)

Filmin başında, karakterimiz ciddi bir şekilde ölümle yüzleşiyor. Yani, hayatta olduğu gerçeğini tam anlamadan, birdenbire ‘Yokluk’ tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. O kadar absürd ki; bir düşünsenize, ben her gün yatağımda saatlerce ‘bugün bu yazıyı yazabilir miyim?’ diye düşünürken, adam hayatının anlamını bulmaya çalışıyor. Neyse ki, olaylar zinciri onu, ‘gerçekten yaşamak’ için bir fırsat yaratmaya yönlendiriyor.

Yine de İzmirli bir espri anlayışıyla yaklaşırsak, karakterimiz aslında ‘çıkmaz sokağa’ girmiş biri gibi; her köşe başında bir yeni karmaşa var ve her çözüm bir öncekinin daha karmaşık hâlini doğuruyor.

Yaşamak Filmi ve Yaşamak Arasındaki Farklar

Bir de şöyle bir durum var: Filmi izlerken, hayatla ilgili hiç de yeni bir şey öğrenmiyorsunuz ama öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, “Aa evet, aslında ben bunu uzun zamandır düşünüyorum ama bir türlü duvara çarpmadım!” diyorsunuz. Yani, film aslında insanın hayatına bir nevi ‘gerçeklik şokunu’ getiriyor.

Karakterin iç sesi:

“Bunu neden böyle yapıyorum? İnsanlar neden hep aynı şekilde davranır? O kadar çok cevapsız soru var ki…”

Ben:

“Dur, biraz daha anlamaya çalışacağım, belki bir şeyler çıkar.”

Bir yanda ‘yaşamak’ bir kavram olarak insanın zihnine yerleşiyor, diğer yanda hayatın aslında bir oyun olduğu gerçeği… İzmir’de arkadaşlarla kafelerde, yazın akşamları çay içip, koyu sohbetler yaparken, aynı şeyler sanki bizim de kafamızda dönüp duruyor. Hani, hayatı gerçekten anlamaya çalışmak mı, yoksa hayatın içerisinde kaybolup gitmek mi daha kolay? Bunu düşünürken, bir yandan da filmdeki karakterin dönüşümüne şahit oluyorsunuz.

İzmirli olmak, çok acayip bir şey aslında. Sürekli “Ya bu hayat ne ki?” diye düşünürken, bir yanda da hiçbir şeyin kolayca geçmediğini görebiliyorsunuz. İzmir’de her sokak başında bir hikâye, bir anı var. Kimi zaman ‘yaşamak’ kelimesinin ne kadar derin olduğunu anlıyorsunuz, kimi zaman da o anın içinde kayboluyorsunuz.

Filmi İzlerken Kendimle Dalga Geçtim, Ama…

Gerçekten, bu film bana “Biraz çok ciddi düşünüyor musun?” dedirtti. Yani, en basit şekilde, arkadaşlarımla birlikte kafede çay içerken bile, hep böyle derin sorular peşinden koşturuyorum. “Bugün yaşadım mı?” ya da “Gerçekten önemli olan şey ne?” Bunlar bana, filmdeki karakterin yaşadığı içsel savaşı hatırlatıyor. Kendimi her zaman bir sorgulama döngüsünde buluyorum. Bazen sanki bir robot gibi yaşıyorum, bazen de en basit şeylere takılıp büyük bir dram yaratıyorum. Mesela geçen gün, sabah kahvemi içmeye giderken hava biraz rüzgarlıydı ve bir an düşündüm: Bugün hava beni mutsuz edebilir mi? O kadar derin bir soru sormak bile bu filmle bağlantılı.

Arkadaşım:

“Ya ne olacak, biraz rüzgar var, başına bir şey gelmeyecek.”

Ben:

“Evet ama ya ruh halimi etkilerse? Rüzgar… Ruh halimi etkiler mi, sence?”

Arkadaşım gözlerini devirdi ve “Abi sen neden böyle düşünüyorsun?” dedi, ama içimden “Filmdeki adam da böyle düşünüyordu, belki ben de onu anlıyorum” diye düşündüm. Sonra “Ya, bence bu filmi izlemek beni biraz sorgulattı” dedim.

Yaşamak ve Yaşayamadıklarımız

Peki, gerçekten neyi yaşıyoruz? Çoğu zaman, bu soruyu sormak bile yaşamanın kendisi değil mi? Yaşamak filminin konusu da tam burada devreye giriyor. Filmde, baş karakter, ölümle yüzleştikten sonra ‘gerçekten yaşamanın’ ne demek olduğunu anlamaya başlıyor. Film, insanın içindeki güdülerle barışmasını, yaşamla hesaplaşmasını anlatıyor. Peki, gerçekten biz ne kadar yaşıyoruz?

Yani, mesela sabah işe gitmek için uyanıyorsunuz. Kahvenizi içiyorsunuz. Bir kahve molasında arkadaşlarınızla saçma sapan sohbetler yapıyorsunuz. Ama bir yanda da, “Gerçekten ne yapıyorum ben?” diye sorguluyorsunuz. O kadar gerçekçi ki bu film, günlük yaşamda da bir şeyleri sorgulamaya başlıyorsunuz. Benim de gündelik hayatımda bir bakıyorsunuz, sırf yazı yazmak için bile oturuyorum, ama kafamda sürekli ‘yaşamak’la ilgili sorular dönüyor. “Yazımda derinlik var mı?” diye soruyorum.

Filmi Bitirdikten Sonra Düşünceler

Sonuçta, Yaşamak filmini izledikten sonra bir düşünüyorsunuz: Gerçekten yaşıyor muyum? Ama bu filmde o kadar çok şey anlatılıyor ki, sonunda bir noktada, bu kadar sorgulamak yerine hayatın tadını çıkarmaya karar veriyorsunuz. Çünkü “yaşamak” aslında her anı dolu dolu yaşamak demek.

Film bittiğinde, belki de İzmir’deki kafelerde biraz daha derin düşüneceğiz ama yine de hayatın tadını alacağız. Ne de olsa, yaşam dediğimiz şey, sadece bir filmi izlemek değil, her anın içinde olmak!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://forumaster.net https://gule.com.tr https://edev.com.tr Sitemap
ilbet girişTürkçe Forum